*** DÜNYANIN HABERİ SpilNet'DE *** DÜNYADA OLAN BİTENDEN HABERİN OLSUN ***

18 Ekim 2009

MİZAHHABER HEM GÜLDÜRÜYOR HEM DE DÜŞÜNDÜRÜYOR!

17 Ekim 2009 Cumartesi

BİROL ÇÜN ÇİZİYOR

Birol Çün arkadaşımızın MİZAHHABER'e ilettiği karikatürdeki gibi MEDYANIN SOYağacı artık SOYTARILIKTAN ibaret bu ülkede...

VAHİT AKÇA ÇİZİYOR

Malum, yıllardır dünyanın baş jandarmalığını yapan, pek çok coğrafyanın anasını belleyen bir ülkenin başkanı NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ aldı geçenlerde... Acaba "Senden öncekiler yaptı canım, sen daha pek birşey yapamadın" diyerek mi verdiler ona bu ödülü?.. Son yıllarda karikatür yarışmalarında pek çok sıradan, pek çok kötü ya da benzer esprinin birinci olduğunu ya da ödül aldığını görüp tartışıyoruz ya, bu Nobel Ödülü bizce tüm bu tartışmaların midesine oturmuştur...Eğer Dünya Barışı için daha elini bir taşın altına bile koymayan Obama'ya Nobel Barış Ödülü verilebiliyorsa dünyada barışın ne halde olduğunu varın siz düşünün... Bitmiş bu barış kardeşim bitmiş... Yediler zeytin dallı, güvercin kuşlu şu canım barışı... Obama'nın ABD adına barış ödülü aldığı bir dünyada bu arada, hala zeytin dallı, güvercinli karikatürler çizsin bakalım dünya karikatürcüleri... Oooof of!..

16 Ekim 2009 Cuma

AKDAĞ SAYDUT ÇİZİYOR

Akdağ Saydut arkadaşımız yolladığı karikatürün altına şu notu düşmüş: "Dünya Sağlık Örgütü Domuz Gribi Alarmı Verdi. Ama domuz gribi aşısını da gelişmekte olan ülkelerde deneyecekler galiba. Bu işin içinde bir domuzluk olmalı..." Şaşırmadık... Deneyecekleri ülkelerin başında TÜRKİYE olmalı!.. Ne de olsa; hiçbir şeye gıkı çıkmaz cahil halkını "KOBAY FARELER" gibi görenlerin ülkesi burası...

http://mizahhaber.blogspot.com/

05 Ekim 2009

ATM SOYGUNU BAŞLADI


Ortak ATM uygulamasına geçilmesiyle birlikte, bankacılık sektörü 'paradan para kazanma' yolunda yeni bir kazanç kapısı daha açtı. Bu uygulama ile her banka para çekmeden en az 3 lira ek ücret alırken, bakiye sorgulama bile paralı oldu.


Türkiye'de “Paradan para kazanma” deyimini en iyi bankacılık sektörü başarıyor. 1 Ekim 2009 tarihinden itibaren tüm yurt sathında bankalar arasında ortak ATM uygulamasına geçilmesiyle birlikte, sektör “paradan para kazanma”da yeni bir kazanç kapısı kendine yarattı.


1 EKİM'DE BAŞLADI

ATM hizmeti veren tüm bankaları kapsayan 'Ortak ATM Sistemi' 1 Ekim'de başladı. Sistemin şu andaki eksiği ise bankaların bu işlem karşılığında alacağı ücretlerin birbirinden farklı olmasında yatıyor. Tüketici hangi bankaya ait olursa olsun en yakın ATM'den para çekebilecek. Daha önce 'Altın Nokta' ve 'Ortak Nokta' gibi kısmi uygulamalar vardı.


KAFALAR ÇOK KARIŞIK

Ortak ATM uygulaması getirdiği avantajların yanısıra, başka banka ATM'sinden yapılan işlemler üzerinden ücret alınıp alınmayacağı kafaları karıştırıyor. Çünkü yabancı bankadan para çekmenin bir bedeli olacak. Banka kart sahibi müşterisinden ne kadar komisyon alınacağına hükmederse, yabancı bankanın ATM'sini kullanmanın bedeli o kadar olacak. Banka istemezse bu hizmet karşılığında ücret talebinde bulunmayabilecek.


ORTAK ATM NELER GETİRECEK?

Bunların yanı sıra bu uygulama ile birlikte şöyle değişiklikler de olacak: “Banka kartına uygun ATM arama derdi ortadan kalkacak. İhtiyaç sırasında başka bankaya ait herhangi bir ATM'den para çekilebilecek. Seyahatlerde ATM bulamama ihtimali ortadan kalkacak, nakit taşıma riskinin alınmasına gerek kalmayacak. En yakın ATM'ye cep telefonları ya da internet üzerinden ulaşılabilecek. Verimlilikteki fark ekonomiye yaklaşık 300 milyon dolar katkı sağlayacak. Piyasada sirkülasyondaki para hacmi artacak, nakit dolaşımı hızlanacak.”


En fazla kamu vuracak

Özel bankalar net ücret belirlerken kamu kesimi ise sabit ücretin yanı sıra çekilen tutardan yüzde ek ücret alacak. Buna göre, ortak ATM uygulamasına geçilmeden önce bir başka bankada hesabı olan mudiden kendi ATM'sinden nakit çekim ya da bakiye sorma işleminde hiçbir ücret almayan Ziraat Bankası, şimdi nakit çekim tutarının yüzde 1'i oranında komisyon alacak. İlave olarak da her çekimde 0,75 lira işlem ücreti ekleyecek. Eğer, bakiye de sorulursa işlem sırasında 0,20 lira da bakiye sorma ücreti alacak. Vakıfbank ise nakit çekimlerde hiçbir oran koymadan işlem başına 4,5 lira işlem ücreti alacak. Vakıfbank, “Bakiye Görüntüleme” işlemi için işlem başına 1 TL, komisyon bedeli yansıtacak. Buna göre, Vakıfbank ATM'sinden 10 lira çektiğiniz zaman da 100 çektiğiniz zaman da 4,5 lira nakit çekim ücreti ödenecek. Halk Bank ise “Bakiye Görüntüleme” işlemi için 25 Kr alacak. Banka, “Para Çekme” işleminde çekilen tutarın yüzde 1,25'i uygulayacak ayrıca da 1,25 lira her işlemde sabit servis ücreti tahsil edecek.


Sorumluluğu hiç kimse üstlenmedi

BDDK, bankaların bu işlemlere ilişkin ne kadar alınacağına dair bilginin kendilerinde olmadığını belirterek, bunu BKM'nin belirlediğini söyledi. Sistemin altyapısı için 2 yıl çalışan Bankalararası Kart Merkezi (BKM) Genel Müdürü Sertaç Özinal, başka bankanın ATM'sinde işlem yapıldığında ücret ödeneceğini açıklamıştı. BKM yetkilileri de konuya ilişkin, ortak ATM kullanımının tüketiciye maliyetinin kartı veren banka ile müşteri arasında belirleneceğini ifade etti. Özinal, “Banka, ücretlendirme politikası kart sahiplerinden belirli ücret talep edecektir veya etmeyecektir” dedi.

02 Ekim 2009

TÜRK KADINININ CİNSEL FANTEZİLERİ KİTAP OLDU

Gazeteci Yasemin Candemir, gazete ilanı yoluyla ulaştığı kadınların fantezilerini bir kitapta topladı. "Düş Sandığım: Sahibinden Cinsel Fanteziler!" Türk kadınlarının yatak odalarına sızıyor ve yorganı hafifçe aralıyor.

DÜŞ SANDIĞIM: SAHİBİNDEN CİNSEL FANTEZİLER!


Cinsellik, toplum olarak dilimizden düşmeyen konulardan biri. Bütün konuşmalarımızda, ucundan kıyısından da olsa –üstelik çoğu zaman şaka yollu- cinselliğe değinmezsek rahat etmeyiz. Bunda şaşılacak bir şey olmadığı söylenebilir elbette. Gel gelelim, çoğu zaman “başka birilerinin” cinselliğidir söz konusu olan. Kendi cinsel dünyamıza sıra gelince… Bu başka konudur işte. Bu bahsi sükût ile geçeriz. O halde toplumsal bir ikiyüzlülükten söz açmak ağır mı kaçar? Daha birkaç gün önce, bir bakan, televizyonlarda baş tacı edilen yerli dizilerden bazılarının şifreli yayınlanmasının daha iyi olabileceğini söylemişti. Bu dizilerin yurt çapında izlenme oranlarının ne kadar yüksek olduğunu düşünürsek, ikiyüzlü nitelemesinin belki de hafif geleceğini ileri sürebiliriz. Düş Sandığım, işte böyle bir ülkenin kadınlarına söz hakkı tanıyor…


Gazeteci Yasemin Candemir’in, bir gazetede yayınladığı ilanın ürünü olan bu kitapta, Türk kadınlarının cinsel fantezilerini okuyacaksınız. Yani Türk kadınları bu defa mutfaklarını değil, yatak odalarını açıyorlar. Hatta zihinlerinin arka odalarını… Hasbelkader içinde yaşadığımız halde bilmediğimiz bir coğrafya bu. Teşhircilikten tutun da grup sekse kadar, belki birilerinin “Bizde de böyle şeyler var mıymış?” diyeceği bu gündüz düşleri, okuyanları şaşırtacak gibi.

Fantezilerin ara sıcaklar gibi servis edildiği kitabın önsözü ve sonsözü, Prof. Dr. Ali Akay ile Cem Mumcu’ya ait. Her ikisi de, kendi perspektiflerinden, fantezilerin nasıl yorumlanacağına değiniyor ve şimdiden, değişik yorum katmanlarına dikkat çekiyorlar.

Kimileri için bu kitap toplumsal bir olgu olarak cinselliği anlama araçlarından biri. Ne olursa olsun, Türk kadınlarının fantezi dünyasına dair, üzerine konuşulabilecek metinler var artık elimizde. Siz sayfaları çevire durun, yakında erkeklere de sıra gelecek…

****

Candemir, kendi tasarısı olarak şekillenen ve editörlüğünü yaptığı kitapta gazete ilanı yoluyla ulaştığı kadınların fantezilerine yer veriyor.

“Belgesel bir kitap için fantezilerinizi gönderin. Yayınlanan fantezilere telif ödenecektir. ‘kitapben@gmail.com’...” ilanına gelen yanıtlarla oluşan kitap için, Candemir’in çağrısına kadınlardan ilgi çekici yanıtlar geliyor.

Kitabın önsözünü hazırlayan Prof. Dr. Ali Akay, “Cinselliği bir yabancı gibi değil ama tam da içinde olmak istedikleri şekilde veya yaşadıklarını aktararak yazı diline dökmeleri, gelen fantezilerin en dikkat çekici yanlarından biri...” derken, kitabın son sözünü hazırlayan psikiyatr Cem Mumcu da kitaba farklı bir açıdan yaklaşıyor:

“Trend diye sıfır beden Fashion TV kızlarını kolunuza takmak hoşunuza gidebilir; toplumsal statü olarak erkekliğinizi bir süre okşayabilir ama beyninizin yatağında, kendi kendinize üç ve bir’i eğer başka bir hayalle ve başka bir biçimde çarpıştırıyorsanız ‘in’ olan sizi kesmez.”


KİTAPTAN BÖLÜMLER

"Mastürbasyon yapmak için odanın her yanını aradım ama bir şey bulamadım. En son, buzdolabında kalan muz gözüme ilişti. Küvete muzla beraber girdim..."

-Mine-

"Porno filmlerdeki kadınlar gibiydim. Kendimi zaten bir parça onlar gibi hissediyor ve bu hissi seviyordum..."

-Zehra-

"Fantezilerinizi gönderin diyorsunuz. Bunları yapabileceğimiz bir erkek yok ki, içimizden gelip de güzel güzel yazalım."

-Özlem-

"Fanteziler mutlu kadınların işi..."

-Tülay-

"Beni heyecanlandıran şey, izlenme duygusu. Daha açık söylersek, dikizlenmek. Birinin sevişirken bizi seyrettiği düşüncesi bile çıldırtmaya yetiyor..."

-Hülya-

"Geçen arkadaşım söyledi, fantezilere para veriyormuşsunuz. Benim fantezim Şükrü. Kitabı alırsa bunu da okur..."

-Hicran-

"Galiba Türk kadınlarının yatak odalarına sızmayı başarmıştım ve yorganı hafifçe aralıyordum."

-Yasemin Candemir-



Yasemin Candemir

Marmara Üniversitesi İletişm Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994'te Intermedya Ekonomi Dergisi'nde başladı. Ardından Yeni Yüzyıl gazetesinde muhabir oldu. Daha sonra Hürriyet dergi Grubu tarafından yayınlanan Max Dergisi'nde editörlük ve haber müdürlüğü yaptı. Bunu Tempo dergisinde köşe yazarlığı ve muhabirlik izledi. Halen Habertürk gazetesi hafta sonu eklerinde muhabirlik yapıyor. Evli bir oğlu var.


http://www.medyatava.com/haber.asp?id=57977

04 Eylül 2009

PLASTİK BARDAK VE ŞİŞELER KANSER YAPIYOR!

17 Ağustos 2009

BÜYÜK YALAN



73 yıl sonra ortaya çıkan büyük yalan


1936 Berlin Olimpiyatları'nda "Hitler'in düşüşü" olarak gösterilen olayın perde arkası aslında bambaşkaymış!


BERLİN - Berlin'de yapılan 1936 olimp
iyatları, Alman ırkının gücünü tüm dünyaya gösterilmesi açısında Nazi lideri Adolf Hitler ve Nazi Almanyası içinbüyük bir fırsat olarak görülüyordu.

Ancak, 100 metre koşu yarışmasında, alman atletler Amerika'dan gelen bir çiftçinin oğlu olan siyahi Jesse Owens'a yenilince hayaller suya düştü. Yarışı tribünden izleyen Hitler'in tribünü derhal terkettiği yazılıp çizildi. Tüm dünya basını bu olayı, "Hitler'in düşüşü" olarak niteledi.

Emekli Alman spor muhabiri Siegfried Mischner ise olayın bambaşka olduğunu söylüyor. Mischner, ertesi gün Owens'ın tüm gazetecileri yanına çağırdığını, kendilerine "Hitler yarışmadan sonra geldi ve beni tebrik etti. El sıkıştık. Fotoğraf bile çektirdik" diyerek fotoğrafı gösterdiğini söyledi. Nazi liderin Adolf Hitler'in gerçekte 1936 Berlin Olimpiyatları'nda 100 metrede birinci gelerek dört altın madalyasından ilkini alan ve Alman rakibini geçen siyah atlet Jesse Owens ile el sıkıştığını söyledi.


FOTOĞRAFI CÜZDANINDA TAŞIYORDU
Mischner, Owens'ın Hitler stadyumu terk etmeden önce gerçekleşen bu tokalaşmanın fotoğrafını sürekli cüzdanında taşıdığını da söyledi. Gazetelerin, Hitler'in kendisine yönelik tutumu hakkında 'adil davranmadığını' düşünen Owens, o zaman gazetecilik yapan Minscher'e fotoğrafı göstermiş ve "Bu benim yaşadığım en güzel anlardan biriydi" demiş.

Tokalaşma şeref tirübünün arkasında gerçekleştiği için dünya basının yakalayamadığını söyleyen Minscher, "Savaş sonrası Almanya genelinde hakim görüş Hitler'in Owens'ı önemsemediği yönündeydi. Bu yüzden fotoğrafı yayınlamamaya karar verdik. Konsensüs Hitler'in Owens ile olan olayda bu şekilde olumsuz resmedilmesi yönündeydi" diyen Minscher, Owens dahil diğer tüm tanıklar öldüğü için bunu doğrulayacak kimse olmadığını belirtiyor. 1980'de 66 yaşında hayatını kaybeden Owens, Berlin'de 100 metrede, uzun atlamada, 200 metrede ve bayrak yarışında dört altın madalya kazandı.

(DIŞ HABERLER / GAZETEPORT)

13 Ağustos 2009

BÜLENT ARINÇ'IN OĞLUNA TOBB'DAN KIYAK


Binlerce üniversite mezunu işsiz geziyor. Arınç'ın Temmuz ayında mezun olan oğlu TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun danışmanı oldu.


Henüz temmuz ayında üniversiteden mezun oldu. Ama özellikle de kriz döneminde binlerce gencin yaptığı gibi iş bulmak için aylarca beklemesi gerekmedi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın oğlu Ahmet Mücahit Arınç, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki TEPAV'da siyaset danışmanı kadrosuna alındı. Arınç, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'dan Kürt açılımını dinleyen TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun danışman kadrosunda yer aldı...


Milliyet'in haberine göre; Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın oğlu Ahmet Mücahit... O Türkiye'de, özellikle de bu kriz ortamında şanslı gençlerden biri. Henüz temmuz ayının başında üniversiteden mezun oldu, İstanbul Bilgi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nden...

Ve aradan sadece bir ay geçti. Tam da türkiye'nin işsizlikte rekor üstüne rekor kırdığı günlerde. Üniversite mezunlarının iş bulmak için aylardır beklediği bir dönemde. O hiç sıkıntı çekmedi. Çünkü mezun olur olmaz iş buldu. Üstelik de sıradan bir iş değil...

Ne iş yaptığı İçişleri Bakanı Beşir Atalay Kürt açılımını anlatmak için Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'ne gittiğinde anlaşıldı. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun danışmanlarıyla katıldığı o görüşmede, o danışmanların arasında genç bir yüz dikkat çekti: Mücahit Arınç...

Arınç'ın TOBB bünyesindeki kuruluşlardan TEPAV'da çalıştığı anlaşıldı. TEPAV Direktörü Güven Sak ile birlikte... Tüm Türkiye'nin dikkatle izlediği o görüşmeye Başkan Hisarcıklıoğlu'nun siyasi meselelerdeki danışmanlarıyla birlikte katıldı.

Görüşme sonrasında kameralar kendisini farkedince rahatsız oldu Mücahit Arınç. "Bülent Arınç'ın oğlu musunuz?" sorusuna yanıt vermedi. Yanıt yerine merdivenlerden hızla yukarı çıktı, TOBB başkanının makam odasınının olduğu kata...

Peki Mücahit Arınç TEPAV'da işe nasıl girdi? TEPAV elemanlarını sınavla işe almıyor, personel yapılan mülakatlar sonrasında belirleniyor. Maaşlarda ise net bir kriter yok... Ücret yaş, eğitim ve tecrübeye göre belirleniyor.

Bu Mücahit Arınç'ın kameralara ilk yansıyan görüntüleri değil... Arınç, mezuniyet töreninde başı açık sözlüsü nedeniyle de haber konusu olmuştu. Gazetelerin köşe yazarları arasında "Türbanlı kızlarla kim evlenecek?" tartışması başlatmıştı

01 Ağustos 2009

3G SEKS PATLAMASINA NEDEN OLACAK


Telefonlar yaygınlaşınca 900’lü numaralar çıkmıştı! Bu sefer de 3G’li sanal seks servisleri başlayacak.

Jupiter Research'ün araştırmalarına göre 2012 yılında erotik veya porno içerikli mobil video sohbet pazarının 1.5 milyar doları bulması bekleniyor.


Bu haberi ahlaki yönden değerlendirmeyin çünkü internet üzerinde yetişkin içerik uzun yıllardır bir iş kolu olarak kabul ediliyor. Dünya çapında vergisi verilen, yasalara ve denetime tabi bir iş kolu, bir endüstri. Her piyasa gibi talep ve arz üzerine kurulu bu alanın da geleceğine ilişkin ciddi ölçümler yapılıyor. Çünkü bahsi geçen rakamlar çok ciddi, milyar dolar seviyesinde!


GÖRÜNTÜLÜ SANAL SEKS

Bir zamanların 900'lü hatları gibi büyük patlama yapması beklenen sektörde görüntülü sanal seks pazarlanacak. 3G mevcut pazarın yüzde 25'ine ulaştığında servis sağlayıcılar da bu tür chat hizmetlerinden büyük paralar kazanabilecek.


2012 yılında, yetişkinlere hitap eden porno türü içerik içeriğin toplamı içerisinde, görüntülü erotik sohbet gibi mobil hizmetlerin üçte bir orana erişmesi bekleniyor. Geçen yılki oranın yüzde 8 olduğu düşünülürse inanılmaz bir büyüme yaşanacağı anlaşılıyor.


BEKLENTİLER BÜYÜK

Araştırmaya göre Batı Avrupa mobil yetişkin hizmetleri için en büyük bölgesel pazar olmayı sürdürecek. 2012 yılında Batı Avrupa'da bu sektörün boyutu 453 milyon dolar olacak. Rus hayat kadınlarına yılda 100 milyon dolar harcayan Türkiye'de ise bu pazarın boyutu ne olacak henüz bilinmiyor ve yayınlanmış ciddi bir araştırma da yok.

Cemaat Geldi Havuzlar 'Süs Havuzu' Oldu!

Cemaat geldi havuzlar 'süs havuzu' oldu


İhlas Holding'in Kumburgaz'da yaptığı lüks villa sitesi Güzelşehir'de mahkemelere taşınan bir havuz davası yaşanıyor.

Müşterilerine 'havuzlu' diye satılan, tanıtım broşürlerinde de 'yarı olimpik havuzlu' diye görünen sitenin havuzu kapatılınca bazı konut sahipleri yönetimin kapısına dayandı. “Biz burayı havuzlu diye aldık, neden kapattınız?” dediler. Yönetimden çözüm bulamayınca da avukat tutarak konuyu mahkemeye taşıdılar. Önümüzdeki günlerde sitede keşif yapılacak.


Cübbeli Ahmet Hoca’nın da eşi Mine Ünlü üzerine kayıtlı bir villası bulunan Güzelşehir sitesinde, oturuma açıldığında faaliyette olan havuz, muhafazakâr sakinleri arttıkça tartışma konusuna dönüştü. Yönetim yüzme havuzunu kapatarak, ‘süs havuzuna’ dönüştürdü. Duruma itiraz eden bazı site sakinleri avukat tutarak dava açtılar.

Güzelşehir’de satışlar 2000 yılında inşaatla birlikte başladı. Ancak 2001 krizinde projenin sahibi İhlas Holding sıkıntıya düşünce 2004’e kadar ciddi bir ilerleme olmadı. İnşaat da satışlar da 2004 yılından sonra hızlandı. Sitenin pazarlaması maket ve tanıtım broşürleri üzerinden yapıldı. Hem alıcılara gösterilen maketlerde hem de basılı bütün tanıtım broşürlerinde ‘yarı olimpik havuz’ vardı.

Yönetim Konak’a geçti
Güzelşehir’in yapımı sürerken İhlas Holding, projeyi Sunny Elektronik’in sahibi Hayrettin Atmaca ile daha önce İhlas grubunda çalışan Halil Şeker’in ortaklığı olan Konak İnşaat’a devretti. Güzelşehir’de ilk villalar 2005 yılında yeni sahipleri döneminde teslim edilmeye başlandı.
Bu tarihte sitenin merkezinde bulunan yarı olimpik havuz da faaliyete açıldı ve yaklaşık bir yıl boyunca site sakinleri bu havuzdan yararlandı. Ancak yönetim daha sonra havuzu yüzmeye kapatarak süs havuzuna çevirdi. Şaşkına dönen site sakinleri havuzun yeniden açılması için yönetime başvurdu.
Yönetim, ‘Burası yüzmeye müsait değil’ yanıtını verince, konuyu sitenin genel kurulunda çözmek istediler. Ancak gerginlik dolayısıyla jandarma çağrılarak yapılan genel kuruldan yönetimin kararı doğrultusunda sonuç çıktı. Dava açan sakinler, “İhlas Holding çalışanları vekâlet alarak genel kurula girdi ve baskı oluşturdular” iddiasında.

Sitenin dışını gösterdiler: ‘Alın size havuz’ dediler
‘Havuzumuzu isteriz’ diyen site sakinlerini ikna edemeyen şirket yönetimi, belediye ile anlaşarak sitenin dışında havuz yaptı. Ancak sitenin dışında olduğu ve belediyeye ait alan üzerinde yapıldığı için bu havuz herkese açık durumda.
Davacıların avukatı Nimet Özkan, bu konuda şunları söyledi: “Şimdi, ‘Size havuz yaptık daha ne istiyorsunuz’ diye soruyorlar. Havuz sitenin dışında. 70 milyona açık. Belediye Başkanı Hüseyin Çorbacıoğlu’nun giderayak yaptığı bir uygulama. İnsanlar kandırıldı. Yeni havuzu yapmış olması içerdekini kapatma hakkını vermiyor. Sitenin kapalı bölümündeki havuzlarda harem-selamlık uygulaması var. ‘Sağlık-sıhhat açısından’ gerekli diyorlar. Burası şehirden uzak. İnsanlar aileleriyle birlikte vakit geçirmek istiyorlar. Onlar izole bir yaşam alanı yaratmaya çalışıyor.”
İhlas Holding’in sahibi Enver Ören’in de evi olduğu belirtilen sitede villa fiyatları 400 bin liradan başlıyor, 1.3 milyona kadar çıkıyor. Sitede 721 villa var. 600’ü oturuma hazır. 400’ünde oturuluyor.

Villası eşinin üzerine
İstanbul Acarkent’te yüzme havuzlu lüks villada oturduğu bilinen ve “Yüzme, okçuluk ve ata binmek sünnettir. Özellikle peygamber efendimiz, Hz. Ebubekir ile havuzda yüzmüşlerdir. Dolayısıyla hem havuz hem yüzmek büyük sünnettir” diyen Cübbeli Ahmet Hoca da sitede sık sık görülüyor. Çünkü burda ilk eşi Mine Ünlü’nün üzerine kayıtlı bir villası bulunuyor.

Radikal

26 Temmuz 2009

TOPLAYIN ŞU ZİBİDİLERİ!


Yaygın inanışa göre, eski sosyalist ülkelerde gençlerin Batı müziği dinlemesi bile yasaktı ve Küba’da bugün de öyle... Bunu birilerinden duyup başkalarına anlatanlar, bu kadar baskıcı bir ülkede yaşamadıkları için şükrediyor... Gerçekten de, şükredilecek bir halimiz mi var? Yoksa, sosyalist ülkeler hakkındaki yalanlar, AKP eliyle birer gerçekliğe mi dönüştürülüyor?


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AKP’nin Ankara 3. Olağan İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, 18 Temmuz günü İstanbul Harbiye Kongre Vadisi inşaatını görmeye giderken yolda gördüğü gençler hakkında şunları söylemişti:
“Dün o tesisleri incelemeye gittiğimde maalesef gençliğimizin bir bölümünün halini gördüm. Gerçekten üzüntü verici. Bu şekilde sınırsız, kontrolsüz ahlaki erozyonun olduğu yapılanma bizi gerçekten dertlendiriyor.” (http://www.ntvmsnbc.com/id/24984920/)
Başbakan, Unirock Festivali’ne katılmak üzere Maçka’da bulunan gençlerden söz ediyordu. Farklı giyimli, kızlı-erkekli, bira içen, garip hareketler (!) yapan Rock’çı/Metalci gençler, Erdoğan’a göre, “sınırsız ve kontrolsüz” bir ahlaki erozyon içindeydi...
Bugünkü Milliyet gazetesinde çıkan habere göre, o gençlerden bazıları, başbakanın araç konvoyunu “metalci işareti”yle selamladıkları için gözaltına alınıp 21 saat boyunca karakolda tutulmuş. Polis, gözaltına aldığı kişilerden bazılarına disko müziği, birine de Türk sanat müziği dinletmiş! Ardından, kelepçelerle savcının karşısına çıkarılmışlar!
Metalci işareti yapanlardan Yusuf Şengül, gözaltına alınma biçimlerini şöyle anlatmış: “Öğle saatlerinde yer kapmak için konser alanının kapısında toplandık. Elimizde bira kutularıyla oturup bekledik. Rock şarkıcılar şarkı söylerken müziğe uyum sağlayıp hem kafa sallıyor hem de parmaklarımızla metalci işareti yapıyorduk. Bu sırada yoldan konvoy geçtiğini gördük. Ancak kimin geçtiğini hiçbirimiz bilmiyorduk. Konvoydaki arabaların birinin camından kafasını çıkaran bir adam ‘Ne oluyor lan’ diye bağırdı. Biz parmaklarımızı sallamaya devam ediyorduk. 5 dakika sonra gözlüklü, siyah takım elbiseli bir adam yanında polislerle geldi. Eliyle gösterdikleri arabaya zorla bindirildik. ‘Niçin alındık?’, diye sorunca, ‘Emniyette görürsünüz’ dediler.” (http://www.milliyet.com.tr/Siyaset/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&KategoriID=4&ArticleID=1121281&Date=25.07.2009&b=Konvoya%20metalci%20selami%20verince%20sorgulandilar&ver=89)
21 saat gözaltında tutulan Metalciler, daha sonra, “devlet büyüğüne saygısızlık” iddiasıyla savcının karşısına çıkarılmış: “Hepimiz birden savcının önüne çıktık. Savcı, önce bize siyasi görüşlerimizi sordu. Biz de solcu olduğumuzu CHP’ye oy verdiğimizi söyledik. O da, ‘Başbakan’ı protesto hakkınız var. Ama bunların bir yasal yolu var’ dedi. Sonra, ‘Tamam sizi serbest bırakıyorum’ diye konuştu. Daha sonra çıktık. Bir saat kadar adliyede bekledikten sonra kelepçeleri çıkardılar sonra ayrıldık.”
Şanslıymışlar! Karşılarına AKP’ci bir savcı çıkabilir, gözaltı sürelerini uzattırabilir, hatta tutuklanmalarını isteyebilirdi. AKP’ci bir hakim de onları tutuklatıp üç ay sonrasına duruşma günü verebilirdi.
Türkiye, AKP eliyle, giderek daha karanlık bir ülke haline getirilirken, Küba’nın Rock müziğiyle ilgili yaklaşımı iki gün önceki bir haberimizin konusuydu:
http://www.haberveriyorum.net

DENİZ FENERİ DERNEĞİNE ŞAVŞAT'LILARDAN TEPKİ

Geçen hafta yaşanan sel felaketinden etkilenenlere yardıma geldiğini belirten Deniz Feneri Derneği görevlileri Artvin’in Şavşat ilçesinde tepkiyle karşılandı.

Sefer Selvi'nin 23 Temmuz 2009'da Evrensel'de yayınlanan karikatürü...

22 Temmuz 2009

Gülen 26 Milyar Dolara Hükmediyor !


Le Monde Diplomatique'ten Türkiye ile Fethullah Gülen hakkında çarpıcı yorum !

Fransız aylık gazete Le Monde Diplomatique, Türkiye'deki bazı kilit pozisyonları Fethullah Gülen hareketinin konrol altında tuttuğunu ve yaklaşık 26 milyar dolara hükmettiğini iddia etti.

LAİK KEMALİST BÜROKRASİ YERİNE...

Bir Alman gazeteci tarafından kaleme alınmış yorum-analizde, Batı'nın İslamcı kesim üzerinden yeni bir derin devlet kadrosu oluşturduğu ima edilerek "Şimdilerde sürekli olarak güçsüzleşen, ülkeyi yönetmekte yetersizliğini kanıtlayan Laik Kemalist bürokrasi yerine, ekonomik olarak neo liberal eğilimli İslamcılar, Batı'nın yeni ajanları olarak hizmet veriyor" yorumu yapıldı.

AMERİKA'NIN SATRANÇ TAHTASI FİGÜRÜ

Dünyada geniş bir coğrafyada, Fransızca'nın dışında 19 dile daha çevirilerek yayınlanan Le Monde Diplomatique gazetesinin Türkçe versiyonunda "Türkiye'de Üçüncü Güç... Amerika'nın Satranç Tahtası Figürü" başlığıyla manşetten verilen yorum-analizde şu görüşlere yer verildi:

"Gülen, Batı'da, liberal ve reform odaklı bir İslamiyetin en önemli temsilcisi olarak kabul ediliyor. Gülen, aralarında Papa II. Jean Paul'ün de bulunduğu Hristiyan ve Yahudi temsilcilerin yer aldığı "zirve toplantılarına" da katıldı. Eski ABD Başkanı Bill Clinton gibi siyasiler ise onu "dostu" olarak nitelendiriyor.

HEDEF DEVLETİN İÇİNDEKİ GÜCÜ ELE GEÇİRMEK

Gülen taraftarlarının Adalet ve Kalkınma Partisi içinde siyasi nüfuz kazanmasının ardından hareketin şimdi de hedefi devlet içindeki gücü ele geçirmektir. Gülen hareketi özellikle de polis ve istihbarat kanadını belirleyici nitelikte bir güç enstrümanı olarak kendine garanti etti.

OKULLAR CIA'NIN CEPHESİ Mİ ?

Türk siyasi eliti, Gülen kurumlarını benzin ve gaz servetleri dolayısıyla oldukça önemli olan Kafkasya bölgesine kültürel ve ekonomik olarak tam anlamıyla nüfuz edilmesi konusunda bir araç olarak görmüyor. FBI'nın eski çalışanı Sibel Edmonds, ‘Öyle görünüyor ki bu okullar, CIA ve US-State Department çalışanları açısından bu bölgede gizli operasyonlar yapabilmek için bir cephe niteliğinde. ABD hükûmeti Türkçülük ve dinin yardımıyla Orta Asya'da etki kazanabilmek için Türkiye'yi yardımcı olarak kullanıyor’ beyanında bulundu.

YENİ OSMANLI

Fethullah Gülen birçok Kemalistin endişe ettiği gibi Ayettullah Humeyni'nin bir Türk versiyonu değil. Gülen için daha ziyade jeopolitik açıdan önemli olan Balkan, Arap Dünyası, Rus sınırı ve Çin Seddi arasındaki bölgede düzenleyici güç konumundaki bir Yeni Osmanlı hegemonya projesi söz konusu.

TÜRKİYE ZİRVEYE ÇIKACAK

Düşünce kuruluşu Stratfor'un kurucusu George Friedman bunun hiç de gerçek dışı bir düşünce olmadığı kanısında. George Friedman kısa bir süre önce yayımlanan 'Gelecek 100 Yıl' adlı kitabında 'İslami dünyanın organize olması durumunda, Türkiye tıpkı 500 yıldır yaptığı gibi zirvede yer alacaktır' cümlesine yer verdi."

HABER3.COM

21 Temmuz 2009

Türkiye'deki kurumlar ne işe yarıyor?


Münevver Karabulut'un babası Süreyya Karabulut, Başbakan Erdoğan'ın son zamanlarda işlenen cinayetleri de hatırlatarak, "Kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya" sözlerine tepki gösterdi.

Münevver Karabulut'un babası Süreyya Karabulut, Başbakan Erdoğan'ın AKP'nin Ankara il kongresinde son zamanlarda işlenen cinayetleri de hatırlatarak, "Kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya" sözlerine tepki göstererek Türkiye'deki kurumların ne işe yaradığını sordu.

Bolu'nun Mengen İlçesi'ne bağlı Kayabaşı Köyü'ndeki kızının mezarını ziyaret eden Süreyya Karabulut, devletin görevinin katilleri bulmak olduğunu söyleyerek Başbakan'ın cinayetlerle ilgili sözlerine tepki gösterdi.

Karabulut "Ben evladımın arkasındayım. Başbakan, Adli Tıp'taki kirli ilişkileri neden düzeltmedi. Benim yavrum gitti. Onun da çocuğu var. Bir ülkenin Başbakanı kalkıp da diyebiliyorsa ki `ya davulcuya ya zurnacıya giderse...' Pekala kurumlar nereye gitti? Adli Tıp'taki rezilliği kepazeliği nasıl görmezlikten gelirsin. Devlet kızımı lekeledi. Leke sürüldü ama temizlendi. Benim kınalı kuzum bitti. Senin vazifen katilleri bulup ortaya çıkartmak. Neden çıkartamıyorsun? Başbakan'dan istediğim şu: Kurumlarını düzeltsin. Kurumları düzelmediği sürece bu ülke düzelmez. Bu ülkenin kurumlarının pırıl pırıl olması lazım. Yoksa insanlar lekeleniyor, zan altında bırakılıyor" dedi.

Tayyip’in serveti = 40 bin çocuğun bakımı


Her dört çocuktan birinin evde doğduğu, saatte beş bebeğin öldüğü, beş çocuktan birinin yetersiz beslendiği için gelişim bozukluğu yaşadığı, okul çağındaki çocukların yüzde 5’inin eğitim hakkına erişemediği Türkiye’de, Başbakan’ın servetiyle 40 bin çocuk tüm temel gereksinimleri karşılanarak bakılabilir.

soL (HABER MERKEZİ) Başbakan Erdoğan, gittiği tüm illerde, yaptığı konuşmalarda “nüfusun korunabilmesi için” üç çocuk yapmanın önemine değinirken, Türkiye’de her dört çocuktan biri evde doğuyor, her geçen saat içinde beş bebek yaşamını kaybediyor. Her beş çocuktan biri yetersiz beslendiği için gelişim bozukluğu yaşıyor. Orta ve yükseköğretim sırasında sistemin öğüttükleri bir yana, her yüz çocuktan beşi hiç okul yüzü görmüyor.

Bu sorunların derinleşmesinde AKP iktidarının sağlık ve eğitim sistemini dönüştürerek hızla paralı hale getirmesinin etkili olduğuna işaret edilirken, araştırmalar özellikle son yıllarda, tablonun daha da kötüye gittiğini yansıtıyor.

SGK’daki değişiklik evde doğumları artıracak
Bebek ve anne ölüm oranlarının Avrupa ülkelerine göre oldukça yüksek olduğu Türkiye’de, her yüz çocuktan 28’inin bir yaşına gelmeden hayatını kaybettiği belirtiliyor. Anne ve çocuk ölümlerinin en önemli nedenlerini hamilelik sırasında ve doğum sonrasında anne ve bebeğin nitelikli sağlık hizmetine erişememesi ile yetersiz beslenme oluşturuyor.

Uzmanlar, bebek ölümlerinin yüzde 75’inin yetersiz beslenmeden kaynaklandığına dikkat çekiyor. Sendikaların 2009 yılı araştırmalarına göre, 0-4 yaş arası bir bebeğin sağlıklı beslenebilmesi için günde yaklaşık 4,7 TL harcanması gerekiyor. Bu durumda, Tayyip Erdoğan’ın 2 milyar dolar civarında olduğu bilinen servetiyle, 437 bin bebek (0-4 yaş arası) ya da 164 bin çocuk (5-16 yaş arası) dengeli ve sağlıklı beslenebilir.

Birinci basamak sağlık hizmetlerine erişimin zorlaştırılmasının anne ve bebek sağlığı açısından önemine dikkat çeken uzmanlar, SGK’nın gerçekleştirdiği bir uygulama değişikliği ile “sosyal güvencesi bulunmayan annelerin doğum giderlerinin kurum tarafından karşılanması” uygulamasına son verilmesinin “evde doğum”ları artıracağının altını çiziyor. Kentlerde yüzde 25, kırda yüzde 50 civarında seyreden yüksek evde doğum oranları, anne ve bebek sağlığını tehdit eden önemli faktörler arasında kabul ediliyor.

Oysa devlet hastanesinde tıbbi donanım ve personel eşliğinde bir doğumun 110 TL olduğu göz önüne alındığında, Tayyip Erdoğan’ın servetiyle yaklaşık 27 milyon 272 bebeğin devlet hastanesinde doğması sağlanabiliyor.

Halk birini okutamazken, Tayyip 60 bin çocuğu okutabilir
Eğitim–Sen tarafından hazırlanan raporda, 2008-2009 öğretim yılında okullaşma oranının önceki yıla göre yaklaşık binde dokuz geriye gittiği ifade ediliyor. Daha fazla velinin ekonomik nedenlerle çocuğunu okula gönderememesi anlamına gelen bu gerilemenin temel nedenleri, emekçilerin yoksullaşmalarına paralel olarak, öğrenci maliyetlerini velilerin sırtına yükleyen yeni düzenlemeler olarak belirtiliyor.

Rapor, ortaokul düzeyinde ise, okul çağındaki nüfusun yaklaşık yüzde 42’sinin “ailelerin yoksulluğu, çalışmak zorunda bırakılmak ve devletin gerekli kaynakları ayırarak yeterli ve zamanında yatırım yapmamasına” bağlı olarak okula devam edemediğini ortaya koyuyor.

Eğitim–Sen tarafından 2009 yılında hazırlanılan rapor, bir çocuğun 17 yıllık eğitim yaşamı boyunca ailesinin 50 bin TL harcadığını ortaya koyuyor. Bu rakamlara eğitim sistemindeki çarpıklıklardan kaynaklanan dershane ve özel ders giderlerinin de dahil edildiği belirtiliyor. Bu rakam baz alındığında, Başbakan’ın mal varlığıyla 60 bin çocuğu ilk okuldan başlayarak lise sona dek tüm masraflarını karşılayarak okutabildiği ortaya çıkıyor.
Eğitim–Sen’in raporu bir öğrencinin devlet açısından maliyetini de yansıtmakta. Verilere göre, ilköğretimden yükseköğretime kadar yapılan tüm eğitim harcamaları açısından bakıldığında Türkiye’de bir öğrenci için yapılan harcama öğrenci başına 1.527 dolar civarında. Bu durumda, Erdoğan, 2 milyar doları ile 1 milyon 300 bin öğrencinin devlete maliyetini karşılayabiliyor.

AKP hükümeti, sağlık ve eğitim hakkını paralı hale getirerek çocukların eğitim hakkını gasp edip, onları açlığa hatta ölüme mahkûm ederken, “üç çocuk” siparişinden geri basmayan başbakanın ısrarlı tutumu emekçilerden çok farklı bir dünyaya ait olduğunu da kanıtlıyor aslında. Halkımız bir çocuğunu sağlıklı besleyip, okutamazken o, tüm gıda, sağlık, eğitim giderleriyle 40 bin tanesine bakabilir…

soL: http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/tayyip-in-serveti-40-bin-cocugun-bakimi-haberi-15548